oyleiste etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyleiste etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2016 Pazartesi

VesseLAm'dan rasgele bir sayfa seçtim kendime

Çok eski değil yakın bir zaman önce rasgele bir sayfa açardık o günün okunası sayfası olurdu bu sayfa. Bazen konusu güzel içine işleyen tarzda hani bazende sevmediğin bir konu ama hepsini de paylaşabileceğin biriyle yapınca güzel. Paylaşmak gerek acıyı da kederi de hepsi o zaman kolay o zaman katlanılası.

Bugünde aldım kitabımı okudum sayfamı ama kendimle kendi içimle, bazen insan içine dönmeli belki de. 

İşte bugün de bahtıma düşen sayfa(yine tuttum aklımdan bir sayfa 118 di bu sefer);

"Saklı AŞK...
...Kalemi elime alınca güzel şeyler yazayım artık.
Hani mavi bir kelebeğin kanadına saklanan AŞK gibi...
Kısacık bir ömür ama birlikte..."


İçimi cız ettiren, kalbime hançer gibi saplanan bir sayfa idi bugünkü sayfam. Belki de gün geçsin diye yine bekleyeceğim 00.00'mı. o da kendi avuntum ya 00.00 olunca ne oluyorsa sanki gerçekten gün-ü devir olacak hayat yine aynı hayat kanat yine kırııııkkk bendimi yine kaybetmiş ben ben ben...

Hayat ne garip...

21 Aralık 2015 Pazartesi

SÜKUT...

Tasavvufî Ahlâk SAMT
Lügatte; dili tutmak, killet-i kelâm (az konuşmak), sükut, susmak, hamûş olmak, yani ihtiyaçtan fazla lâf etmemek anlamlarına gelir. Tasavvufta; sükut etmek ve kendine bir mecburiyet bulunmadıkça konuşmamak, konuşunca da ihtiyaç miktarı söz etmemek, susarak hakikâti kavramaya çalışmak, düşünmek için susmak demektir.
Samt iki türlüdür:
a) Zâhiri samt: Lisanın konuşmaması, yani dilin susup dünya kelâmı söylememesidir.
b) Bâtini samt : Zihnin ve kalbin konuşmaması, susması, Mevlâ’dan başkasını düşünmemesidir.
Tasavvufta sükut (kıllat-i kelâm) esastır. Seyr-i sülûke yeni başlamış bir sâlike, sükût idmanları yaptırılır. Zira bu önemlidir. Çünkü dil sükût ettiği halde zihin mâsiva ile meşgulse bu susma makbul değildir. Susma tefekküre dalmak için yapıldığında daha güzeldir. Büyükler himmetin sükut ile öğrenileceğini söylemişlerdir. Bunun yanında: “Söz gümüş ise, sükut altındır.”, “Kişinin selâmeti susmasındadır.”, ” Susması faydalı olmayanın sözü de faydalı olmaz.”, “Bana, benden olur ne olursa; başım rahat olur, dilim durursa.”, “Sözün gümüş ise sükutun olsun zeheb (altın); kemal ehli kemalâtı sükut ile buldu hep.” gibi halk arasında kullanılan deyişler de vardır.
Sûfiler, hâl diliyle konuştukları için konuşmaya fazla ihtiyaç duymazlar. Onlar his, fikir ve bilgilerini hâl diliyle (lisan-ı hâl) birbirlerine aktarırlar. Samt (az konuşma), az yeme, az uyuma ve züht ile birlikte olunca da sâliki abdal mertebesine yükseltir denilmektedir. Bir mürşit ise irşadı iki türlü gerçekleştirir. Mürşit, hem kitab-ı nâtık (konuşan kitap); hem de kitab-ı samt (susan kitap)’tır. Yani kimini konuşarak, kimini sükut ederek irşat eder. (1)
Susmanın bir ölçüsü vardır ki o da dindir, dinin emir ve yasaklarına göre harekettir. Yerinde ve zamanında susmak güzel olduğu gibi; yerinde ve zamanında konuşmak da önemli ve değerli bir meziyettir. Gerektiği zaman konuşmayan kimse, bu değerli meziyetten yoksun kalmış demektir. Nitekim: “Hakk’ı söylemeyip susan kimse, dilsiz şeytandır.”(2) buyrulmuştur.(3)
Susmanın çeşitlerini şu şekilde söyleyenler de vardır:
Büyüklerin huzurunda susmak: Huzurun edebi olarak bilinir. Yüce Allah: “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size rahmet edilsin.”(4) buyurmuştur. Peygamber (s.a.v.)’den Kur’an dinlemeye gelen cinlerin, birbirlerine: “Susun!” deyip edeple Kur’an dinledikleri bildirilmiştir.(5) Bir çok ayette de Allah’ın huzurunda meleklerin, insanların ve bütün yaratıkların saygı ile sustukları, O’nun takdiri olmadan kimsenin konuşmaya cesaret edemeyeceği haber verilmektedir: “Kıyamet gününde Rahman’ın izin verdiğinden başkası konuşamaz. Rahman’ın izin verdiği de sadece doğruyu söyler.”(6) “O gün gelince hiç kimse O’nun izni olmadan konuşamaz.”(7) “Rahman’a saygı için sesler kısılmıştır, fısıltıdan başka bir şey işitilmez.”(8)
Allah Teâlâ, müminlere Peygamber’in (s.v.s.) huzurunda da hiçbir konuda O’nun önüne geçmemelerini; O’ndan önce konuşmamalarını veya O’nun emri olmadan bir şey yapmamalarını emretmiştir: “Ey inananlar! Allah ve Rasûl’ünün önüne geçmeyin, Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah işiten ve bilendir.” “Ey inananlar! Sesinizi Peygamber’in (s.v.s.) sesinin üzerine çıkarmayın, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi O’nunla yüksek sesle konuşmayın; yoksa sizi farkında olmadan amelleriniz boşa çıkar da siz hissetmezsiniz. Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar var ya, Allah onların kalplerini takva için sınamıştır. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.”(9)
Dili yalan, gıybet, dedikodu, çirkin sözlerden korumak: İnsan bir çok belâya dili yüzünden uğrar. Dil, gönülde olmayacak yaralar açar. Nitekim Hz. Ali’nin: “Kılıç yarası iyileşir; ama dil yarası iyileşmez.” dediği rivayet edilir.
Yalan ve gıybetten korunmak için susan kul ile, kuvvetli bir şekilde ilâhî heybet tesiri altında bulunduğu için susan kul arasında ne kadar büyük bir fark vardır. Ömer b. Abdulaziz, yazdığı mektup hoşuna gidince onu yırtar, başka bir mektup yazardı. Güzel söz, kibir vesilesi olur diye endişe ederdi. Bişr b. Hâris ise “Konuşmak hoşuna giderse sus; susmak hoşuna giderse konuş.” derdi.(10)
Mücâhede erbabı, nefsin kendini övmekten, arkadaşlar arsında sivrilmekten hoşlandığını bildikleri için susmayı konuşmaya tercih etmişlerdir. Bu, ahlâkı düzeltme metotlarından biri olarak görülmüştür.(11)
Rasûlallah (s.a.v.) Efendimiz bir çok hadis-i şeriflerinde dilin açtığı zararları anlatmışlardır:
Muaz b. Cebel’in şöyle dediği rivayet edilir: “Ya Rasûlallah, söylediğimiz sözlerden ötürü cezalandırılır mıyız?” dedim. Buyurdular ki: “Ey Cebel oğlu, insanların burunları üstüne cehenneme yıkılmaları, dillerinin ürünü değil midir?”(12)
“Allah’a ve Ahiret gününe inanan kimse ya hayır söylesin ya da sussun.”(13)
“Kim dilini korursa, Allah onun açığını örter. Kim öfkesine hakim olursa Allah onu azabından korur. Kim Allah’a döner, özür dilerse Allah onu affeder.”(14)
“Kişinin kendini ilgilendirmeyen şeyleri bırakması, iyi Müslümanlığından (güzel ahlâkından)’dır.” (15)
Ukbe b. Âmir, Rasûlullah’a sordu: Yâ Rasûlallah, kurtuluş nedir? Rasûlullah (s.a.v.): “Dilini muhafaza et, evine git ve günahına ağla.” buyurdu.(16)
Susmanın ve az konuşmanın insana sağlayacağı pek çok yararlar vardır.
Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle der: “Halk ile az, Hakk ile çok konuş. Mümkündür ki kalbin Allah Teâlâ’yı müşahede eder.”
Zunnûn-u Mısrî’ye kalbini en iyi koruyan kimdir? diye sorulmuş, o da: “Diline en çok hakim olan.” diye cevap vermiştir. Nitekim Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in az konuşayım diye uzun seneler ağzında taş tuttuğu rivayet edilir.
İbn-i Mes’ûd (r.a.): “Dilden çok, hapsedilmeye lâyık bir şey yoktur.” der.
Ali b. Bekâr şöyle der: “Allah Teâlâ, her şey için iki kapı yapmıştır. Dil için ise dört kapı yaratmıştır. Dudaklar kapının dış iki kanadı; dişler ise iç iki kanadıdır.”
Hakim kişilerden biri şöyle demiştir: “Allah, söylediğinden çok dinlesin ve görsün diye yarattığı insana sadece bir dil, iki göz ve iki kulak vermiştir.”
Derler ki: “Sükut dilin iffetidir. Dil yırtıcı vahşi hayvana benzer. Onu sıkıca bağlamazsan sana saldırır.”
İnsanın durumuna göre samt üç türlüdür:
a) Avamın sükutu; dil ile,
b) Âriflerin sükutu; kalp ile,
c) Âşıkların sükutu ise; sırra ait hâtırlarını korumak ile olur.(17)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şu hadis-i şerifleri aslında konuyu hem çok iyi anlatmakta, hem de özetlemektedir:
“Az konuşmak güzel ahlâkın başıdır.”
Kaynakça:
1. ULUDAĞ, Süleyman; Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Samt, Hamûş, Sükut maddeleri.
2. “Ebu Ali Dekkak’ın sözüdür.” Kuşeyri Risale, s.258.
3. Kuşeyrî Risale, s.258 ; ATEŞ, Süleyman, İslâm Tasavvufu, s.222.
4. el-A’raf 7/204.
5. el-Ahkâf 46/29.
6. en-Nebe 78/38.
7. el-Hûd 11/105.
8. et-Tâhâ 20/108.
9. el-Hucurât 49/1-3.
10. Kuşeyrî Risale, s.259.
11. ATEŞ, Süleyman, İslam Tasavvufu, s.225.
12. Hâkim, Müstedrek, 2/413.
13. Buhârî, Edep 31,85, Rikak 23 ; Müslim, İman 74, lukata 14; Ebû Dâvût, Edep 123 ; Tirmizî, Kıyamet 50.
14. İhyâ Tahrici 3/139.
15. Tirmizî, Züht 11; İbn Mâce, Fiten 12.
16. Tirmizî, Zühd 60 ; İbn Hanbel V,259.
17. Kuşeyrî Risale, s.260-262.

20 Aralık 2015 Pazar

Yok idim, Hiç idim

kapattım gözlerimi
Yoktuk, yokluktaydım adım gibi,
Bana Adem'sin demişler,
Ne güzelde demişler,

Âdem iken o yüce makamdakinin adını taşıyan idim,
Allah'ın yarattığı ilk insan, ilk peygamber ismi,
Adem iken varlık bile değil idim,
Aslında  tam tersine varlığın zıttı hiçlik idim, yokluk idim, .

Bakma sen yokluk olduğuna hiçlik olduğuna,
Şapkalı a olsa da güzel anlamı,
Şapkasız a olsa da güzel anlamı,
Birinde ilk insan ilk peygamber ismi,
Diğerinde ise makamlar makamı hiçlik makamı,
Herkes bilmez orayı bilenler bilir ammaaa...
Ulaşmak vesilesiyle...

A.Ç.

13 Aralık 2015 Pazar

Ayak uyduramaz oldum Dünya'ya

Gülüyor, gülümsüyor,
İyi davranıyor, hoş geçiniyor,
Gerçek midir bu bakışlar gülümsemeler.

Herkes menfaatini düşünür olmuş,
Herkes kendince haklı,
Zora gelince yokum,
Kolayına gelene herkes varım diyor.

Sahtekar olmuş yapılan işler,
Adı para kazanmakmış,
İnsan kazanmak değil,
Ne zamandan beri ölmüş bu insanlık,

Yolumuz bozuk,
Yollarımız taşlı,
Engeller çok, yürüyemez oldum bu fani hayatta,
Bu sebeptendir ayak uyduramaz oldum Dünya'ya

Sorarım neydi bizim gayemiz,
Gönül kazanmak mıdır?
Yoksa para, pul, şan şühret kazanmak mıdır?
Eyy insanoğlu neydi Dünya'ya geliş gayen?

A.Ç.


1 Aralık 2015 Salı

Zaman

Nedir bu akıp giden, ömür mu dersin, yaşanmışlıklar mı dersin, galiba biz buna zaman diyoruz...
Ama ne dersen de akıyor zaman durmuyor. Aktıkça da gidiyor ömür...

Zaman belki de bir algıdır ama gerçekte sabit akar, fakat bizim algımıza göre değişir nasıl mı üzüntülü anlar da öyle oluyor kiiii zaman sanki hiiç akmıyormuş gibi geliyor. Sevinçli anlarımızda ise sanki çok hızlı akıyormuş gibi geliyor. Buradan zaman -  zihin ilişkisini çıkaracağım yani bu zaman aslında birazda bizim beynimizin algısı mıdır? Aslında düşününce herşey bizim algıladığımız kadar var. Zamanda böyle bana göre... Ünlü felsefecilerde demiş ya "Düşünüyorum öyleyse varım" bir başkası ise " Düşünüyorum öyleyse varsınız" ikisi de temelde düşünme temelde algıyla alakalı değil mi sanki.

Zaman zaman dedik durduk değil mi. Zamanı felsefeciler üçe geçmiş, şimdi(an) ve gelecek diye ayırmış aslında biz bunu zaten günümüzde de çok kullanıyoruz ya. Belkide en  çok takıldığımız yerdir geçmiş ya da en çok düşündüğümüz gelecek... Neden şimdiyi düşünmeyiz anı değerlendirmeyiz bu da cevaplanması gereken soru bence. Ama bu sorunu  cevabı basittir aslında çocukken yani küçüklüğümüzde her insan gibi bende anı değerlendirirdim anı yaşardım. Büyüdükçe yaşantılar yaşanmışlar geçirdikçe, darbeler yedikçe ya da güzel şeyler yaşadıkça geçmiş geleceği engeller yönde tampon yapıyor neden mi gelecekte aynı şeyleri yaşamamak için ya da o mutlu şeyleri doğru zamanda yakalayabilmek için...

29 Kasım 2015 Pazar

Alışacaksın

Alışacaksın

Yolculuk, acı, hüzün, ölüm.
Her birşeyi taşır yüreğim,
Bir gönül işlerinde zayıftır,
Yapamaz işte yapamaz beceremez..

Ey gönlüm alışacaksın,
Aşık olup bağlanmaya,
Severek ayrılmaya,
O kor gibi olan yüreğini söndüremeye,

Ey gönlüm alışacaksın,
Yeni birini hiç sevmemişcesine sevmeye,
Onunla yağmurda ıslanmaya,
Sahiplenmeye korumaya...

Alışacaksın eyy deli gönlüm alışacaksın,
Ağlayıp ağlatmamaya,
Hissedip içine atıp söyleyeyemeye,
Alışacaksın, alışacaksın...

Belki de hiç bilmeden gidecek,
Habersizce gidecek,
Öyle bir gidecek ki gönlüm,
Bir nefes alımlık hayat bile zor gelecek,
Merak etme eyy deli gönlüm her şey gibi buna da alışacaksın...

A.Ç.

22 Kasım 2015 Pazar

Sayılar...

Benim yaşam kavgam doğarken başladı. Her insan gibi... Ama herkesinde bildiği gibi herkesin yaşadığı hayat çok farklı, herkes farklı sınavda farklı hayatlarda..

Küçükken hiç ummazdım sayıların bu kadar değerli olacağını ilk okulda sayılar benim için sadece notta değerliyken hiç beklemezdim bu sayıların büyüyünce beni, bizleri, insanları esir alacağını...
Hatta bazı insanları o kadar çok esir alıyor ki arkadaşını seçerken bile insanların cebindeki o sayıların bulunduğu kağıtların miktarına bakarak değer biçer... Sayılaaarrr sayılar...
Aahh o sayılar sayılar ne denli önemli değil mi bizim hayatımızda, Kaç yaşındasın?, Telefon numaran ne? Okul numaran ne? Kapı numaran ne? Konunun başından yaşam kavgam dedim ya aslında bizim kavgamız sayılarla... Herşeyimiz sayılar olmuş TEFEeee TÜFEeee ... 

Biz herşeye değer biçmişiz üç kuruşluk adam beş kuruşluk adam vs. vs. işte bu yüzden artık ulaşmak çok kolay herkese belki de o yüzden değersiz herkes herkesin gözünde....

A.Ç.

19 Kasım 2015 Perşembe

Bizi biz yapandır belki de yaşanmışlıklarımız...

Öyle anlar gelirki insan alıp başını çekesi gelir bu diyarlardan... Bazen belkide pılını pırtımı toplayıp gidesim gelir. Geçen senelerde düşünmüştüm aslında çantamı sırtıma alıp gitmeyi... Sıfırdan bir hayata başlamayı, farklı bir kimlik, farklı bir ortam, farklı insanlar... Ama insan kendinden kaçabilir mi? Bir şeyleri unutmaya çalışmak işe yarar mı? Bu soruların cevabı da önemli, cevabın mantıklı ise devam et durma.

 Bazen öyle anlar yaşarız ki, öyle insanlarla zaman geçiririz ki ne o insanı ne de o anları hatırlamak isteriz. İşte o zamanlar kendi kendime derim ki keşke Japon Balığı gibi olsam da 3-5 sn öncesini hatırlamasam da o anları yaşamamış gibi olsam. Sonra da diyorsun bizi biz yapandır yaşanmışlıklarımızdır.

Geçmişimizden ders alarak yaşamalıyız, anımızı kaçırmadan o anda ne gerekiyorsa onu yaşamalıyız. yarın ölecek gibi ama bir okadar da uzun yaşacakmışız gibi planlı geçeceğimiz için mutlu olarak yaşamalıyız.

Dünden ders al, bugünü yaşa, yarın için umutlu ol. Önemli olan sürekli sorgulamaktır, durmak değil.    Albert Einstein

26 Ekim 2015 Pazartesi

Benim Hayallerim Hep Rötar Yapar

Hayallerim vardı küçük ama masumane, bir yerlere gitmek, iyi bir iş iyi bir eş iyi bir yerde yaşamak, farklı ülkelere gidip oraların kültürünü öğrenmek yaşamak gibi. Ama hayat hiç de adil değil...

Yaşadıkça gerçeklerle yüzleşir oldum. Olmuyor be yahu olmuyor hayallere ulaşmak gerçekten zormuş. Benim hayallerim hep rötar yaptı. İçimde kaldı, yarım kaldı...

Kaç yıl geçti o çocukken, gençken daha toyken kurulan hayallerin üzerinden şimdi düşününce gülüyorum. Ama kimisi gerçekten yapılabilirdi...

James Dean'in “Sonsuza kadar yaşayacakmış gibi hayal et, bugün ölecekmiş gibi yaşa" sözünü özümseyerek  yaşamalı belkide. Ya da akışına bırakmalı benim gibi hayatı, hayat ne getirirse artık diyerek umursamadan...

Ama bazı şeyler gerçekten de nasipmiş, kısmetmiş, kadermiş... Hayırlısı dedik geçtik şimdi de...















25 Ekim 2015 Pazar

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var, o da; yaşamadan bilemezsin...

       Kimileri için bilip bilmeden konuşması çok kolaydır ama birde o yaşananları yaşayana sorsana gerçekten kelimelerle ifade edecek kadar kolay mı? Ha sorunca da cevabını yadırgama adamın hisleri o, o an onu hissediyor!..

       Olmadı üstad olmadı.  Yaşamadan yorum yapman olmadı. Bugün pencereden bakıp da dışarıda yoldan geçen insanlar hakkında yorum yapman gibi. Onların yaşadıklarını değerlendirmiş gibi ama hiç o adamın hissettiklerini hissedebildin mi.

       Daldan düşenin halinden daldan düşen anlar demişlerdi değil mi üstad. Bu ne kadar doğru bir cümle gerçekten de acı çekenin halinden acı çeken anlıyor. Geri kalan insanlar öle yorum yapıyor ama olmuyor üstad.  

      Bu hayatta yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var üstad, o da; yaşamadan bilemezsin...